
“Everytime I look at you it hurts”
bazen sadece susman gerektiğini bilirsin konuşamazsın.
konuşmak istersin ama konuşamazsın.
söylemek istediklerin boğazında düğümlenir yutkunursun.

Kadın: Sürekli sinirlisin bana sıkıldım artık
(Yanımdayken bile benimle değilsin sanki. Hep mesafeler koyuyorsun aramıza. Duvarlar, camlar. Oysa ben hep ellerinde uyumak istiyorum. Seni seviyorken gözlerimi açtığımda ve kapattığımda gördüğüm dünya aynı. Bunu seviyorum, bunu kaybetmek istemiyorum. Hayatına tam olarak girmeme izin vermiyorsun. Sanırım korkuyorsun seni incitmemden, ama bunu yapma ne olur. Seni üzmeyeceğimi biliyorsun. Kızgınım sana, bana birkaç acı geç kalmışsın sen.)
Adam: Sürekli sinirlisin bana sıkıldım artık
Kadın: Ne yapacağız peki?
(Aslında ne yaptığımızın pek önemi yok biliyor musun? Bir gün tek kalacağım, farkındayım. Gerçekten yalnız olacağım ve başka hiçbir şey senin yerini tutmayacak. O zamana kadar sadece ”seni” yaşamak istiyorum.)Adam: Ayrılalım
Kadın: Başka bir şey deneyelim
(Ne ayrılması? Ayrılmak mı? Ama bu mümkün değil ki. İçimizde bir deniz hatırlasana, dalgalar vurmak zorunda kıyıya. Gece olurken sahile, şafakla gökyüzü ayrı olur mu?)Adam: Sıkıldığını söyledin
Kadın: Bu önemli değil, seni sevdiğimi biliyorsun
(Ben bazen uyandığımda gözlerimi tekrar tekrar açıp kapatıyorum. Belki görüntü değişir, belki başka bir yerde uyanırım diye. Yanlış hayatta olmadığımdan, kendim olduğumdan emin olmaya çalışıyorum. Çünkü insanlar değişiyor. Bir şarkı duyup da mesela ansızın geçmişi düşündüğünde kendine maskeler yapmaya başlamış olduğunu fark ediyorsun. Hayat alışıyorsun, büyüyorsun. İnsanlar, tepkisiz kalmaya, hissizleşmeye, canının yanmasını umursamamaya kısaca daha az insan olmaya olgunlaşmak diyorlar ve ben bu şekilde mutlu değilim. Ben hiçbir şekilde mutlu değilim. Dünyadan çok içimde yaşıyorum zaten ve senin de orada olmanı istiyorum. Bu sen değilsin biliyorum. Bu katı, duygusuz, soğuk yabancı sen değilsin. Ben senin bu maskenden sıkılıyorum. Saklanıyorsun sadece, içinde bir yerlere saklıyorsun kendini. Ama elbet bir gün bir açık vereceksin ve ben o zaman işte ben bunu sevmiştim diyeceğim.)
Adam: Uzatmayalım bence. Daha fazla devam etmek ikimizi de üzer.
Kadın. Haklısın
(Ben mutlu olmak değil, seninle olmak istiyorum anlamıyor musun? Şuan rol yapıyorsun biliyorum. Mutlu görünüyorsun, ”umutlu” gözüküyorsun. Ama öyle değilsin. Kırıksın sen. Benden de kırık hem de. İkimiz de yanıyoruz, korkuyoruz. Ben çok korkuyorum mesela. Yanlış anlama, senden, insanlardan ya da yaşayacaklarımdan değil. Kendimden korkuyorum. Ya toparlanacak gücüm kalmazsa? Ya ben yaşadığım bu cehenneme katlanamazsam bir gün? İkimiz de bir cehennemdeyiz ve bir bardak suyumuz var şimdi. Giderek, o suyu sen içeceksin. İçimdeki bu yangınla baş başa bırakacaksın beni. Her gün biraz daha öldüreceksin. Yalvarmanın, ağlamanın hiçbir faydası olmayacak. Umrunda olmadığımı, beni sevmediğini biliyorum. Baksana, belki de ben gerçekten şarkılara, kitaplara aitimdir. Belki de gerçekten yanlış hayata doğmuşumdur. Umarım benim daha çok sahipleneceğim birinin hayatına girersin. Daha çok ben olabilen birini seversin. Ben gideceğim ve rüyalarıma girip bana başka bir hayatın parçası olduğumu söyleyen o küçük çocuğu bulacağım. Hiçbir şeyi sahiplenmediğim için canım da pek yanmıyor eskisi gibi, merak etme. Sadece daha rahat nefes alabilmeyi dilerdim. Geceleri uyandığımda zaman durmuş mu diye kontrol etmemeyi. Ya da bütün evi dolaşıp, bazen hiç kıpırdamadan oturup başka bir beklememeyi. Neyse, seni daha da tutmayayım içimde. Kıyılar uzak bu aralar gökyüzüne, öksüz kalıyorum. Şimdi git ve beni hiç unutma.)